Türk Medeni Kanunu
m.176/3 uyarınca boşanmış eşlerden biri lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının
ortadan kalkmasını gerektiren haller şu şekilde sayılmıştır: “İrat biçiminde
ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden
evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar;
alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması,
yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme
kararıyla kaldırılır.” Aşağıdaki alıntıda yoksulluk nafakasının kalkması için
kanunda sayılan sebepler dışında başkaca sebeplerin de öngörülmesi gerekliliği
belirtilmekte, mevcut düzenlemeye kapsam bakımından eleştirel yaklaşılmaktadır.
Zaman zaman ortaya çıkan adaletsizliklerin giderilmesi bakımından bu kayda
değer eleştiriyi belirtmekte yarar görüyoruz.
“Kanımızca,
yoksulluk nafakasının yukarıda bahsedilen durumlar dışında, süresiz olarak
ödenmesi de doğru değildir. Zira, insanların yapmış olduğu bir davranıştan
dolayı, ömür boyu sorumlu tutulmaları, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete
aykırıdır. Ayrıca, zaman aşımı ve hak düşürücü süre kavramlarının kabul
edildiği bir hukuk sisteminde, boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının
varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının
yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli kılması da anlaşılır
değildir. Keza, hiç kimse, kendi kişilik haklarını bile aşırı olarak
sınırlandıramazken (MK. md. 24), boşanan taraflardan birisinin sırf boşanan
diğer taraf yoksulluğa düştü diyerek, süresiz olarak nafaka yükümlüsü kılmak
kanımızca, adalet duygusunu da zedelemektedir. Ayrıca, boşanan eşlerin
yaşamlarını yeniden düzenleyebilmeleri için birbirlerinden kısa sürede
kopmaları genellikle daha faydalı olur. Ancak, yoksulluk nafakası, sürekli olarak
irat şeklinde ödendiği müddetçe, boşanmış tarafların birbirleriyle olan
ilişkilerin sürekli hale gelmesi kaçınılmazdır. Keza, yoksulluk nafakası
yükümlüsü olan tarafın, muhtemelen, kanunda yoksulluk nafakasının kaldırılması
için ön görülmüş olan koşulların mevcut olup olmadığını sürekli olarak
araştırmak istemesi ve böylece de yoksulluk nafakası alacaklısının özel
hayatına sürekli olarak müdahale edilme tehlikesinin varlığı, her halde hukukun
sebep olacağı bir sonuç olamaz. Ayrıca, yoksulluk vakıasının sebebi, sadece,
eşinden boşanan tarafın davranışı olamaz. Zira, yoksulluk vakıası aynı zamanda
toplumsal da bir olgudur. Dolayısıyla, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan
yoksulluğun sorumluluğunu, sırf evlenip boşandığı diye boşanan taraflardan
birisine aleyhine ömür boyu yüklenmesi, kanımızca, hakkaniyete ve mantığa da
uygun bir çözüm değildir. Keza, irat şeklinde ödenen yoksulluk nafakası, bunu
alan tarafı iyi niyetli veya kötü niyetli olarak, tembelliğe de sevk edebilir.
Nafaka alacaklısı, çalışma yerine sürekli ödenen yoksulluk nafakası geliriyle
geçinmeyi ve buna kanaat etmeyi de tercih edebilir. Kanun koyucunun, bu
durumlara ilişkin olarak herhangi bir düzenleme getirmemesi de, kanımızca, ayrı
bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Nitekim, İsviçre kanun koyucusu,
nafaka talep eden tarafın, kasıtlı olarak ihtiyaç içinde bulunma halini
sürdürmesi durumunda, nafaka talebinin kısmen veya tamamen reddedileceğini
hükme bağlamıştır. (ZGB. Art. 125/III,3)”
Ömer Arbek, “Boşanmanın
Malî Sonuçları”, AÜHFD, C.54, Sy:1, 2005, s.145-146.