25 Ekim 2016 Salı

Yoksulluk nafakasının sürekliliğine ilişkin eleştirel notlar

Türk Medeni Kanunu m.176/3 uyarınca boşanmış eşlerden biri lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının ortadan kalkmasını gerektiren haller şu şekilde sayılmıştır: “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.” Aşağıdaki alıntıda yoksulluk nafakasının kalkması için kanunda sayılan sebepler dışında başkaca sebeplerin de öngörülmesi gerekliliği belirtilmekte, mevcut düzenlemeye kapsam bakımından eleştirel yaklaşılmaktadır. Zaman zaman ortaya çıkan adaletsizliklerin giderilmesi bakımından bu kayda değer eleştiriyi belirtmekte yarar görüyoruz.

“Kanımızca, yoksulluk nafakasının yukarıda bahsedilen durumlar dışında, süresiz olarak ödenmesi de doğru değildir. Zira, insanların yapmış olduğu bir davranıştan dolayı, ömür boyu sorumlu tutulmaları, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete aykırıdır. Ayrıca, zaman aşımı ve hak düşürücü süre kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde, boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli kılması da anlaşılır değildir. Keza, hiç kimse, kendi kişilik haklarını bile aşırı olarak sınırlandıramazken (MK. md. 24), boşanan taraflardan birisinin sırf boşanan diğer taraf yoksulluğa düştü diyerek, süresiz olarak nafaka yükümlüsü kılmak kanımızca, adalet duygusunu da zedelemektedir. Ayrıca, boşanan eşlerin yaşamlarını yeniden düzenleyebilmeleri için birbirlerinden kısa sürede kopmaları genellikle daha faydalı olur. Ancak, yoksulluk nafakası, sürekli olarak irat şeklinde ödendiği müddetçe, boşanmış tarafların birbirleriyle olan ilişkilerin sürekli hale gelmesi kaçınılmazdır. Keza, yoksulluk nafakası yükümlüsü olan tarafın, muhtemelen, kanunda yoksulluk nafakasının kaldırılması için ön görülmüş olan koşulların mevcut olup olmadığını sürekli olarak araştırmak istemesi ve böylece de yoksulluk nafakası alacaklısının özel hayatına sürekli olarak müdahale edilme tehlikesinin varlığı, her halde hukukun sebep olacağı bir sonuç olamaz. Ayrıca, yoksulluk vakıasının sebebi, sadece, eşinden boşanan tarafın davranışı olamaz. Zira, yoksulluk vakıası aynı zamanda toplumsal da bir olgudur. Dolayısıyla, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan yoksulluğun sorumluluğunu, sırf evlenip boşandığı diye boşanan taraflardan birisine aleyhine ömür boyu yüklenmesi, kanımızca, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir. Keza, irat şeklinde ödenen yoksulluk nafakası, bunu alan tarafı iyi niyetli veya kötü niyetli olarak, tembelliğe de sevk edebilir. Nafaka alacaklısı, çalışma yerine sürekli ödenen yoksulluk nafakası geliriyle geçinmeyi ve buna kanaat etmeyi de tercih edebilir. Kanun koyucunun, bu durumlara ilişkin olarak herhangi bir düzenleme getirmemesi de, kanımızca, ayrı bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Nitekim, İsviçre kanun koyucusu, nafaka talep eden tarafın, kasıtlı olarak ihtiyaç içinde bulunma halini sürdürmesi durumunda, nafaka talebinin kısmen veya tamamen reddedileceğini hükme bağlamıştır. (ZGB. Art. 125/III,3)”

Ömer Arbek, “Boşanmanın Malî Sonuçları”, AÜHFD, C.54, Sy:1, 2005, s.145-146.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder