Aşağıda
alıntılanan kararda, ziynet eşyalarına ilişkin ispat yükü hususunda Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2012/6-1849 Karar No: 2013/1006 03.07.2013 tarihli kararından ayrılan, daha isabetli bir çözüm tarzını
benimsemiştir.
8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/9253 K. 2017/356 T. 17.1.2017
DAVA : Taraflar
arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından
temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı
R. D. vekili, dava dilekçesinde ziynet eşyaları ve çeyiz eşyalarının bedelleri
ile evlilik birliği içinde edinilen taşınmazın değerinin yarısının davalıdan
alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiş, harca esas değeri 10.000 TL
olarak belirtmiştir. Davacı vekili, 30.12.2014 tarihli dilekçe ile talep
miktarını artırarak toplam 29.194,25 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya
verilmesini talep etmiştir.
Davalı E. Ö. vekili,
davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın
kabulü ile, 2.502,00 TL çeyiz eşyası alacağı, 12.725,00 TL ziynet alacağı ve
13.967,25 TL taşınmaz nedeni ile katılma alacağı olmak üzere toplam29.194,25 TL
alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm,
davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir..
1. Dosya muhtevasına,
dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller
mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik
bulunmadığına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan
temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacının ziynet
alacağına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri
sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini
belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş
şekline göre dava, mal rejimin tasfiyesinden kaynaklanan alacak, ziynet ve
çeyiz eşyalarının aynen, bunun mümkün olmaması halinde değerinin nakden
davalıdan tahsili isteğine ilişkindir.
Uyuşmazlık, davacıya
ait olan ziynet eşyalarının davalıda kalıp kalmadığı hakkındadır.
Türk Medeni Kanunu'nun
6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan
her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.
Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü
hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden kimseye düşer.
Hayatın olağan akışına
göre olağan olan, ziynet eşyasının kadının üzerinde olması ya da evde
saklanması, muhafaza edilmesidir. Ziynet eşyalarının, davalı tarafın zilyetlik
ve korunmasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan, ziynet
eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen eşyalardandır. Bu
nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi
her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür.
Bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde
olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, ziynet eşyasının varlığını, evi terk
ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu,
evde kaldığını, davacı kadının ispatlaması gerekir.
Somut olayda; davacı
ziynetlerin davalıda kaldığını, davalı ise ziynetleri davacının götürdüğünü
ileri sürmektedir.
Yargılama sırasında
dinlenen davacının tanığı babasının beyanında; kızının çağırması üzerine evine
gittiklerini, kızının evde yalnız olduğunu, daha sonra davalının anne ve babasının
geldiğini, sonra da davalının geldiğini, konuştuklarını, ağız münakaşası
yaşadıklarını, herhangi bir başka kavga olmadığını, kızının kıyafetlerini dahi
alamadan evden ayrıldıklarını, daha sonra kıyafetlerini almaya gittiklerini
beyan ettiği; davacı tanığı kardeşinin beyanında; babası ile birlikte kardeşinin
evine gittiklerini, gittiklerinde davalının evde olduğu, moral bozukluğu ile
küçük bir poşete bir kaç kıyafet koyduğu, başka eşya almadığını beyan ettiği;
davalı tanığı davalının annesinin beyanında; davacının babasının arayarak eve
çağırdığını, Kastamonu'dan Zonguldak'a gittiklerinde gelinin üç valiz, 1 koli
eşya hazırladığını, hazırladıkları eşyaları alarak gittiklerini beyan ettiği;
davalı tanığı davalının babasının beyanında; davalının evine gittiklerinde
davacının eşyalarını topladığını, 2 valiz 2 koli hazırladığını, oğlunu arayarak
oğlunun işyerinden geldiğini, davacının ellerini öperek evden ayrıldığını,
üzerinde gerdanlığı ve bileziklerinin olduğunu beyan ettiği, diğer taraf
tanıklarının görgüye dayalı beyanlarının olmadığı anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamına ve
dinlenen taraf tanık beyanlarına göre, davacının müşterek evden hiç bir şey
alamadan ayrılmak durumunda kaldığına ve ziynet eşyalarının götürülmesine engel
olunduğuna yönelik bir olay yaşanmadığı, hatta davacının ailesinin ve davalının
ailesinin müşterek eve gelmesi için belli bir zaman geçtiği, bu sırada davacı
kadının evde tek olduğunun anlaşıldığı, evden ayrılırken ziynet eşyalarını
üzerinde götürmesi de mümkün olduğundan, davacının da aksini mevcut delillerle
ispatlayamadığı anlaşıldığından ziynet alacağına yönelik talebin reddine karar
verilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden delillerin hatalı değerlendirilerek
davacının iddiasını ispat ettiği düşünülerek ziynetler yönünden istemin kabulü doğru
olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda
(2) nolu bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086
sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarda (1) nolu bentte gösterilen
sebeplerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince
Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar
düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz
edene iadesine, 17.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder